Dörtlü Takrir ?

Meclisteki ve parti içindeki yeni siyasî gelişmelerden cesaret alan parti içi muhaliflerden dört milletvekili, ÇTK’ nın TBMM’de görüşüldüğü günlerde, daha sonra “Dörtlü Takrir (Önerge)” adıyla anılacak bir önergeyi 7 Haziran 1945’te CHP Meclis Grubuna vermişlerdir. İzmir Milletvekili Celal Bayar, Aydın Milletvekili Adnan Menderes, İçel Milletvekili Refik Koraltan ve Kars Milletvekili Fuat Köprülü’nün imzalarını taşıyan bu önergede kanunlardaki ve parti tüzüğündeki demokratik olmayan hükümlerin kaldırılması istenmekteydi.


Dörtlü takrir de, devletin ve CHP’nin en esaslı ilkesinin demokrasi olduğu vurgulanmakta, ülkenin refah ve saadet ermesi demokrasinin tam olarak uygulanmasına bağlanmaktaydı. Önergenin gerekçesi de, bu demokrasi amacının gerçekleşmesi için gerekli görülen tedbirlerin alınması için olduğu belirtilmekteydi. Takrirde, ayrıca, 1925’ten sonraki yıllarda, özellikle II. Dünya savaşı yıllarında siyasî hürriyetlere bazı sınırlamaların getirildiğinin bilindiği söylenmekte; buna rağmen, mesela, Atatürk’ün ölünceye kadar anayasanın demokratik ruhuna hep sadık kaldığı ve bu yüzden başarısızlıkla sonuçlanan Serbest Cumhuriyet Fırkası tecrübesinin yaşandığı belirtilmekteydi. Fakat, “bütün dünyada hürriyet ve demokrasi akımlarının tam bir zafer kazandığı, demokratik hürriyetlere riayet ilkesinin milletlerarası güvenceye bağlanmak üzere bulunulduğu ” ve ayrıca, “okuma yazma bilmeyenlerin bile siyasî olgunluğa eriştiği” böyle bir dönemde siyasî hayat ve örgütünü “kuvvetle tecelli ettirmek” vaktinin geldiği açıklanmaktadır. Bu durumda, yapılması gerekenler de üç madde halinde şöyle özetlenmiştir:
1-Meclis Denetiminin anayasaya uygun olarak gerçekleşmesini sağlayacak tedbirlerin aranması,
2-Yurttaşlara siyasî hak ve hürriyetlerinin anayasanın gerektirdiği genişlikte kullanabilmeleri imkanının sağlanması,
3- Bütün parti çalışmalarının yukarıdaki iki esasa tamamen uygun bir şekilde yeni baştan düzenlenmesi.


Bu tekliflerle, takrirciler, millî hakimiyet ilkesine ve Atatürk idealine sadık kaldıklarını tamamıyla inandıklarını gösterdiklerini belirtmişlerdir. Önergede, İnönü’nün 19 Mayıs 1945 tarihinde yaptıkları konuşmada “siyaset ve fikir hayatımızda demokrasi prensiplerinin daha geniş bir ölçüde hüküm süreceği” hakkındaki ifadeleri hatırlatılarak, getirilen tekliflerin yersiz ve vakitsiz olmadığı söylenmektedir. Ayrıca, CHP Grup üyelerinin, bu teklifin, önerge sahiplerinin kendi öz düşüncelerinin bir ifadesi olarak düşünecekleri hatırlatılmaktadır. Son cümle olarak da, bu önergenin açık oturumda görüşülmesi istenmektedir.
Menderes’e göre, bu önerge, dört arkadaşın fikirlerinin bir özüydü ve önergenin amacı da, Anayasa hükümlerinin uygulanmasını istemekten başka bir şey değildi.Önerge, Fuat Köprülü tarafından Meclis Başkan Vekili Kazım Özalp’e verilmiştir. Dörtlü Takrir, çoğaltılarak milletvekillerine dağıtılmış ve bir hafta içinde önergenin görüşülmesi Başbakanlıkça uygun görülmüştür.Takrirciler, önergede yer alan görüş ve isteklerinin kamuoyunca ayrıntılı olarak öğrenilmesini istediklerinden, önergelerinin sonuna “Takririmizin açık oturumda müzakeresini saygılarımızla arz ederiz” cümlesini eklemişlerdi. Başbakan Saraçoğlu da, önergenin görüşülmesini açık oturumda olmasını istemiş; fakat, grup başkan vekilleri bu işin parti içi bir mesele olduğunu ileri sürerek oturumun kapalı (gizli) olmasını daha uygun görmüşlerdir.Önergeyi verme fikrinin kimden kaynaklandığı tartışmalıdır. İsmet Bozdağ’a göre, CHP Grubuna bir önerge vererek CHP’yi ikaz etme düşüncesi Refik Koraltan tarafından Menderes ve Köprülü’ye önerilmiştir. Ancak, Menderes isim yapmış bir politikacıyı da aralarına almayı düşünmüş ve Bayar’ın üzerinde durmuştur. Refik Koraltan’ın Ş.Süreyya’ya anlattığına göre, fikir kendisinden doğmuş ve bunu ilk kez Menderes’e söylemiştir. Celal Bayar’ın Samet Ağaoğlu’na anlattığına göre ise, Dörtlü Takririn verilmesi fikri, Köprülü ve Menderes’e aittir.


Dörtlü Takrir’in hazırlanması konusundaki yaklaşımlar farklı olmakla birlikte, önergeye imza koyan dört kişinin, böyle bir önergeyi önceden görüşmeler yapmak ve üzerinde tartışmalar yapmak suretiyle hazırladıkları açıkça anlaşılmaktadır. Önerge, daha parti grubunda görüşülüp karara varılmadan partinin üst yönetimince tartışılmıştır. Öyle ki, İnönü’nün başkanlığında, Çankaya’da bu konuya ilişkin toplantılar yapıldığı önerge sahiplerince işitilmiştir. CHP Genel Yönetim Kurulu, 11 Haziran günü, gruba verilmiş bu önergeyi görüşmek üzere bizzat Genel Başkan İsmet İnönü’nün başkanlığında toplanmıştır. Toplantıyı önemli kılan, başkanlık mevkiinde bizzat Genel Başkan İsmet İnönü’nün olmasıdır. Bu toplantıda birkaç ayrı eğilim vardır. Başbakan ve CHP Başkan Vekili Şükrü Saraçoğlu konunun kapatılabileceğini, önergenin, sahiplerine geri aldırılabileceği fikrindedir. F.Ahmet Barutçu ise, önerge sahiplerinin parti içinde fraksiyon oluşturdukları, istediklerinin ıslahat değil, parti kurmanın ilk adımını atmak olduğu görüşündedir. İsmet İnönü’nün bu toplantıda önergenin reddini istediği biliniyorsa da, bunu gerçekten bir parti kurulmasını teşvik etmek amacıyla isteyip istemediği, en azından o sıralarda belirsizdir. Aydemir’e göre, İnönü, bir ihtimal, olayların akışına henüz yukardan bakmayı tercih etme düşüncesindedir. Dörtlü Takrir, 12 Haziran 1945 tarihinde Meclis Başkan Vekili ve Balıkesir Milletvekili General Kazım Özalp’in başkanlığında toplanan CHP Meclis Grubunda, takrircilerin isteği olan açık oturumunun aksine, kapalı oturumda görüşülmeye başlanmış ve toplantı yedi saat sürmüştür. Oturum açıldıktan sonra, önce önerge okunmuş ve sonra, önerge sahipleri tarafından önergenin açıklanmasına yönelik açıklamalar yapılmıştır. Daha sonra, önerge hakkındaki görüşlerini açıklamak amacıyla bir çok milletvekili söz alarak konuşmalar yapmışlardır. Takrir sahipleri, aralarında vardıkları anlaşmaya göre konuşma için yalnız Koraltan’ı sözcü olarak seçmişlerdir. Ancak, önerge hakkında Koraltan konuştuktan sonra, diğer imza sahipleri de eleştirilere karşı kendilerini savunma yoluna gitmişlerdir. Bu görüşmelerde, özellikle Bayar ve Menderes eleştirilmiştir. Menderes, hem önergeyi açıklamaya, hem de yapılan eleştirilere ve hatta sataşmalara cevap vermeye çalışmıştır. Bayar, bu görüşmelerde Menderes’in savunmasını, sonraları şöyle değerlendirmektedir:“Adnan Menderes’in bir başka güçlü yanını tanıdım. Saldırılardan yılmıyor, sinirlerini bozmuyor, içinde fikir varmış gibi görünen demagojik sözlerin parlak balonlarını bir cümle ile patlatıp söndürüyordu. Apaçık görünüyordu ki Adnan Menderes iyi bir polemikçidir”. Önergenin 12 Haziran günü partide görüşülmesi hakkında en geniş açıklamayı F. Ahmet Barutçu, anılarında vermektedir:
“İlk (olarak) Köprülü söz alarak önergelerinin hedefini, ne istediklerini anlattı. Atatürk’ün yolu diyorlardı: Geniş hürriyet ve demokrasi. Köprülü’den sonra ilk söz alan Saffet Arıkan, Köprülü’ye bağırdı: -Sen, Atatürk’ün ölüm haberini alınca oh kurtulduk diyen adamsın. Şimdi Atatürk’ün bayraktarı gibi konuşamazsın. Tartışma şahsiyete döküldü. Rasih Kaplan da Celal Bayar’a hücum etti. İş Bankasını bu memleketin başına belalı bir dert haline getiren adamsın, dedi. Hamdullah Suphi, işi şahsiyete dökenleri serbest görüşmelere tahammül edememekle suçladı. Celal Bayar’ın niçin mahdut kimselerle görüşüp konuştuğunu soran Mümtaz Ökmen’e, İsmail Hakkı Baltacıoğlu güzel bir ahlak dersi verdi. Takrir sahiplerinden Refik Koraltan sakin konuştu. Celal Bayar kürsüde sükse yaptı. En son Başvekil (Şükrü Saraçoğlu) konuştu. Arkadaşlarımızın maksadı, dedi, mademki sadece Anayasamıza uygun olmayan bazı kanunların tadili ile bir de parti tüzüğünün bazı hükümlerinin değiştirilmesidir, bunların kendilerine özgü prosedürleri vardır. Mecliste teklif ederler. Kurultayda teklif ederler. Partiden de ayrılmak istemediklerini söylediklerine göre takrirlerini geri alsınlar. Tamamen arkadaşça ve hep birlikte ve tam bir ahenk içinde yolumuza devam edelim. Ben kendilerine bunu teklif ediyorum, dedi”. Barutçu’ya göre, görüşmeler sırasında takrirci milletvekillerine karşı hakaretlere varan hücumlar ve sataşmalarla tartışmaların kişiselleştiği anlaşılıyor. Nitekim, görüşmelerde uğradıkları sert eleştiriler konusunda, daha sonraki yıllarda yaptığı bir konuşmada Adnan Menderes “yedi saat bize küfür yağdırdılar” demiştir. Menderes’e göre, bu girişime, CHP’nin şiddetle karşı çıkması, aslında vatandaş hak ve hürriyetlerine karşı ağır bir hücumdu. Takrircilere karşı böylesine büyük tepki ve saldırının gerçekte sebebi, tek parti döneminde yapılan böyle bir girişimin eleştirinin ötesinde bir anlama sahip olmasından ötürüydü. Yapılan eleştiriler ve takrircilerin bunlara karşı yaptıkları savunma konuşmalarından sonra, Başbakan Saraçoğlu söz almıştır. Saraçoğlu, konuşmasında, Halk Partisinin önergede yazılı olduğu şekilde bir demokratik ıslaha muhtaç olmadığını, temelde demokratik esaslara dayanmış bulunduğunu anlatmış ve önergenin geri alınmasını istemiştir. Görüşmeler sonunda da, Saraçoğlu, önergenin geri alınması fikrinde ısrar etmiştir. Takrir sahiplerinden önerge geri alınmayınca, Saraçoğlu’nun etkisiyle yapılan oylamada, önergede imzası olan dört milletvekili dışında, oturuma katılmış bulunan diğer milletvekillerince önerge reddedilmiştir. Böylece, 7 Haziran 1945 tarihinde verilen önerge, CHP Meclis Grubunun 12 Haziran günü yaptığı toplantıda okunmuş ve reddedilmiştir. Önergenin reddinîn gerekçesi, grup başkanlığının bildirisinde, müracaatın usûl bakımından hatalı olduğunu, kanun değişikliği için Meclise; tüzük değişikliği için ise Kurultaya teklifleri getirmek gerektiği şeklinde açıklanmıştır. Menderes’in Dörtlü Takrir ile güttüğü asıl amacı ve takındığı tutumu konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Anlaşılan, takrir verildiğinde yeni bir parti kurma düşüncesinin olmadığı ve bu işi, parti içi mücadelenin bir parçası olarak gördüğüdür. Bir başka deyişle, Menderes’in ilk sıralardaki amaçlarının parti içinde bir yenilikten ileriye gitmediği anlaşılmaktadır. Ayrıca, bu hareket ortak bir grup hareketi olduğundan, Menderes’in buradaki kişisel tutumunu belirlemek güçtür. Bu durumda, Menderes’i diğer üç arkadaşından farklı düşündüğü söylenemez.

Benzer Yazılar