Nefesli müzik aletleri

Nefesli müzik aletleri, bir diğer adıyla üflemeli çalgılar, veya enstrumanlar.. nefesli müzik aletleri; flüt, obua, klarnet, fagot, korno, trompet, trombon, tuba başlıca olmak üzere dünya üzerinde yerel kabilelerde ve devletlerde kullanılan onlarca türü olan enstrümanlardır. Aşağıda orkestralarda ve albümlerde sıkça duyduğumuz çeşitleri inceleyelim. İşte tahta üflemeli ve bakır üflemeli olmak üzere iki ana yapıda olan nefesli müzik aletleri…

Tahta Üflemeli Çalgılar

FLÜT Flüt, yaklaşık 7 bin yıldır var olan bir enstrümandır. Üflemeli çalgılar arasında en eskilerden biri olan flütü, Yunan Tanrıçası Athena’nın da çaldığı bilinmektedir; anavatanı Eski Yunan ve bazı Asya ülkeleri olarak bilinir. Bunlar arasında Latin Amerika ülkelerine de rastlamak mümkündür. Ancak flütün ortaya çıkışının ‘’anonim’’ olduğu söylenebilir. 1700’lü yıllara kadar ilk yapıldığı haliyle kullanılan flüt, daha sonra geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir. Ünlü alman flütçü Theobald Boehm, Pentenrieder ve Greve gibi flütistler ilkel kullanımın yetersiz kalışıyla flütü bugünkü haline getiren bir takım tasarımlara geliştirmişlerdir.

OBUA AİLESİ Üflemeli tahta müzik aletleri ailesindendir. Alt kısmı geniş, üst tarafa doğru daralan ağaçtan gövde olup, üç kısımda incelenir;
Birinci kısıma huni adı verilir. Bu bölüm Obuanın en geniş kısmıdır. Orta kısma girebilecek bir şekilde son bulur. Böylece ikinci ve üçüncü kısımlar birbirine eklenmiş olur. Obuanın en pes (kalın) sesleri bu bölümde bulunurlar. İkinci kısım obuanın en hassas olan kısmıdır. Mekanizmanın en ayrıntılı aksamı bu bölümde yer almıştır. Ajiliteye (sürate) en uygun olan ve zorluk göstermeyen, en entonasyon hatası bakımından en güvenilir olan kısmıdır. Aynı zamanda Obuanın en tatlı seslerini içerir. Kulak üzerindeki unutulmayan etkisini yumuşak bu orta kısımda buluruz. Doğal seslerin ağırlık merkezi bu bölümdür. Üçüncü kısım ise obuanın en dar yeridir. İkinci kısımla birleştikten sonra çalgı tamamlanmış olur. Bu kısım, sesleri oktavlamaya yarar. Tiz (ince) sesler, dudak ve parmak ayarlamaları ile elde edilen ilave sesler (gün geçtikçe bu ilave sesler tiz ses olarak tabiileşmektedir) bu kısımda yer alır; incecik bir sese bu bölümde rastlarız. Bu son parçanın diğer bir karakteristik bir vasfı da, Obuada ses sağlayan kamışın aynı kısımda yer almış olmasıdır. Son parça sayılan kamışla Obua en dar ve uç noktasına kavuşmuş olur. Kamış çift taraflı olup madenden yapılmış yuvarlak bir tüple, ince ve mumlanmış bir iple bağlanır. Tüp üstüvani bir mantara yerleştirilmiştir. İncelmiş olan uç tarafın büyük bir dikkatle korunması lazımdır. Herhangi sert bir cisme dokundurulduğu veya sürtüldüğü taktirde hemen kırılır veya bozulur. Böyle bir duruma düşmüş olan kamıştan hiçbir zaman istenilen kalitede ses çıkarılamaz. Obuaya giden nefes (hava dalgacıkları) parmaklar vasıtası ile yönetilen mekanizmadan dışarı çıkarken, istenilen ses de elde edilmiş olur ve bu parmak hareketlerinin sonucunda Obuanın icrası meydana gelir. Mekanizma altısı yandan olmak üzere on perdeden oluşur. Her perdenin bir veya iki, alttan ve üstten itici yayı vardır. Perdeler birbirine miller vasıtasıyla bağlanmıştır. Yaylar çelikten miller madenden yapılmıştır. Yaylar levha ve yuvarlak olmak üzere iki şekilde tespit edilmiştir. Mekanizmanın diğer kısımları ise gümüş veya nikeldir. Ağaç kısmı ise şimşirden, fil dişinden fazla olarak da abanoz veya sedirden imal edilir. Obuanın teorik uzunluğu 696 cm’dir. (la) diyapozonuna göre do olarak imal olunur ve partisi transpoze edilmeksizin okunur. Notası ikinci çizgi sol anahtarı ile yazılır ve olduğu gibi okunur.
İki oktav ile bir dörtlüden oluşan tam bir kromatik diziyi oluşturan ses genişliği, portenin altında birinci ilave çizgisindeki si bemolden, portenin ikinci aralığındaki o diyeze kadar tabii sesler ondan sonrakilerde oktavlama suretiyle elde edilen sekizlilerdir.


KLARNET Klarnet, tahta nefesli çalgılar ailesinin bir üyesidir. Latincede parlak, duru, aydınlık anlamına gelen “clarus” kelimesinden adını almıştır. İlk olarak Almanya’nın Nürnberg kentinde, 1701 yılında Leipzig’li çalgı yapımcısı Johann Christoph Denner (1665-1707) oluşturmuştur. Bu çalgının gelişme evrelerin de 18. yüzyıla kadar, ondan çok çeşidi yapılmış ve değişik isimler verilmiştir. Fransızlar adına Chalumeau (Şalümo) dedikleri, bir sekizli ses genişliği olan bir çalgı yapmışlardır. Günümüzde kullanılan soprano, alto ve bas klarnetler bu çalgıdan esinlenerek yapılmışlardır. 1770 ’li yıllarda İngiltere’de beş perdeli klarnetler yapılmaya başlanmıştır. Geçmişten Günümüze Klarnet: Avrupa’da yaygınlık kazanmış bazı çalgılar, kısa zamanda Osmanlı’da da tanınmış ve kullanılmıştır. Klarnet de bu çalgılardan biridir. J.C. Denner’ın Chalemau isimli aleti icat etmesi ile başlayan ve 1700’lü yıllarda gelişimini tamamlayan klarnet, orkestralardaki yerini almıştır. Ülkemizde klarnetin ilk kez 1820’li yıllarda kullanıldığı bilinmektedir. Günümüzde’de yaygın kullanımı olan “Boehm” (Fransız) Perde Sistemli klarnet, Korfo’lu Hyacinthe Eleonore Klose ve L.A. Buffet tarafından oluşturulmuş olup, Klose ilk öğrencilerini Paris’te bu sisteme göre yetiştirmiştir. “Boehm Sistemi” klarnet, 1854 yılında İstanbul’a getirilmiş ve Mızıka-i Hümayun’da kullanılmıştır. Mızıka-i Hümayun’da eğitmenlik yapan Guiseppe Donizetti, Avrupa’da kullanılan bazı çalgıların öğrenilmesi için, yabancı eğitmenler de getirtmişti. Bu eğitmenler arasında “Glarnet” üstadı Francesco’da vardı. Klarnet ismi, eski halk söylemi ile “Glarnet” ya da “Gırnata” olarak bilinmektedir. Klarnetin ülkemizde 1820 yıllarında kullanımı gerçekleşmesine rağmen, ismi daha önceleri duyulmuştur ki Suriye’de bütün nefesli sazlara “Kurnayta” denilmektedir. Evliya Çelebi ise kendi zamanında ki İngiliz icadı bir ” kurnata ” borusundan bahseder. İlk harften sonra “Vav” harfi koymadığı için, kelime esre ile Kırnata (veya gırnata) da okunabiliyor. Bu bilgi, J.C. Denner’ın klarneti icadından en az yarım asır öncelere aittir. Yani “Gırnata” ismi, klarnetin ülkemize girişinden önce duyulmuş ve halkımızca kullanılmıştır (Anadolu da hala “Gırnata” olarak söylenmektedir). Klarnet ( Klarinet ) ilk olarak Batı Avrupa’da ortaya çıkmıştır. Yaklaşık olarak 17.yüzyıllara denk gelen bir geçmişi mevcuttur. Klarnet ilk olarak Chalumeau ismiyle anılan gelişmemiş bir yapıdaydı. Chalumeau kelimesi genellikle Tek kamışlı nefesli çalgı anlamını taşıyan Fransızca kökenli bir kelimedir. Alman çalgı yapımcısı J.C.Denner, Chalumeau’yu geliştirerek klarnetin ilk şeklini vermiştir. Klarnet Chalimeau’num geliştirilmesiyle oluşturulan bir enstrümandır. Klarnet olarak anılan nefesli çalgı aletidir. Türkiye’de GIRNATA ismiyle de anılmaktadır. En çok Elazığ, Edirne ve Çanakkale illerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Klarnet Türk Enstrümanı olarak bilinmekte oysa bu yanlıştır. Klarnet Batı enstrümanıdır. Ancak Bizim geleneklerimiz ile müzik tarzımızla o kadar uyumlu sağlamıştır ki ismini bile GIRNATA koymuşuzdur. 1840 yıllarında Paris konservatuvar öğretim görevlisi aynı Zaman’da klarnet sanatçısı olan Klose ilk olarak Boehm sitemini klarnet üzerinde Klarnet’e göre tasarlayıp Klarnet’e eklemiştir. Daha sonra eklenen bu sistem başka sanatçılar tarafından eksikleri değiştirilerek yeni perdeler eklenerek değiştirilmiştir. Klarnet enstrümanının yaygınlaşmasında ve orkestrada kendisine yer bulmasında Mozart’ın oldukça büyük rolü olmuştur. Tarihsel serüveni klarnetin yaklaşık olarak 1860’lara kadar devam etmiş ve son şeklini almıştır.

FAGOT Fagot, İngiltere’de curtal, Almanya’da dulzian olarak adlandırılan enstrümandan 16.yüzyılda Avrupa’da türemiş ve 17.yüzyıl da ise bugünkü biçimine oldukça yaklaşmıştır. Genellikle akçaağaçtan yapılır. Duyuluşu diyapazona göre aynı olan fagotun notaları,kalın seslerde dördüncü çizgi fa anahtarıyla, ince seslerde ise dördüncü çizgi do anahtarıyla yazılır. Fagot birbirine eklenen dört parçadan oluşur ve uzunluğu 133 cm.dir. Parçalar ‘Çizme’ , ‘Kanat’ , ‘Bas’ ve ‘Kalak’ olarak adlandırılır. Kanat ve Bas bölümünün en üstüne takılan “S” biçiminde,madeni ve ince bir boru ve buna da takılan çift kamışlı ağızlıkla çalınır. Daha çok Akdeniz ikliminde yetişen,bizlerinde bildiği ‘ kargı ‘ ile fagot kamışı yapılır. Fagot sol el üstte,sağ el altta olmak üzere,yere doğru fakat biraz sağa eğilimli olarak tutulur ve çalıcının boynuna ya da sırtına geçirdiği bir askı ile desteklenir. Fagotun ses genişliği üç sekizliden biraz fazladır. Fakat son üç ince ses solo ve orkestra da pek fazla kullanılmaz. Fagot orkestra da tek başına ya da Bas Klarinet ile birlikte, tahta üflemeli çalgıların kalın seslerini sağlar. Bunun dışında sık sık viyolonseller ile aynı partiyi çalarak yaylıların kalın seslerini güçlendirir. Orta sesleri ile,birlikte tınlatılan ses kümelerinin orta partilerini de doldurur. Solo çaldığı zaman oldukça duygulu ve etkilidir. Bu durum özellikle çalgının orta ve tiz sesleri için söz konusudur. Öte yandan kısa çalınan tüm seslerde güldürücü, komik ve şakacı bir havayı çok rahatlıkla ifade edebilir. Fagotun ses alanı içerisinde sergilediği bölgeleri şöyle ayırabiliriz: Kalın bölge, dolgun, ciddi, koyu bir ses rengine sahiptir. Orta bölgenin ağırbaşlı ve yumuşak insan sesindeki bariton sesini andıran bir rengi vardır. İnce bölge duyarlı hüzünlü tınılarla etkileyici özelliktedir. En sondan bulunan ve 3 sesten oluşan bölgeye ise, “kullanılmayan bölge” denir. Çünkü buradaki Sesler oldukça zayıftır ve elde edilmesi zordur. Her hızdaki kromatik, diyatonik dizileri bağlı, kesik, atlamalı pasajları rahatça seslendiren fagotun tril ve trende gibi süslemeleri orkestralardaki viyolonselin yerini tutar. Orkestra ve oda müziğinde solo ya da eşlik görevlerini üstlenir. Duyuluşu diyapozona göre aynı olan fagotun notaları, kalın seslerde fa anahtarıyla, ince seslerde 4. çizgi do anahtarıyla yazılır. Çağdaş orkestra da fagotun daha büyüğü ve bir sekizli kalını olan Kontrfagot vardır. Etkili kalın sesleri bas partisini desteklediği gibi bazı besteciler orkestra da kontrfagota solo da yazmışlardır. İngiliz şair Sacheverell Sitwell fagotun karanlık, derin ve koyu tonunu ”konuşan bir deniz tanrısının sesi”ne benzetmiştir.

Nefesli bakır müzik aletleri

KORNO Korno diğer bakır sazlar gibi metal bir borudan ibarettir. Huni şeklinde bir ağızlığı ve fazla derin olmayan bir kalağı vardır. Korno iki türlüdür, doğal korno ve modern valfli korno (valfli kornonun da ayrıca ikili, üçlü tipleri vardır.) Kornolar hem tahta hem bakır üflemeli çok başarılı bir şekilde birleştirilebilir. Ayrıca korno tek başına mükemmel bir solo çalgısı olarak kullanılabileceği gibi grup halindeki kornolarda sıklıkla koral cümleler yer alır. Kornoların klasik dönemdeki kullanımı genelde ritimli veya ritimsiz armoni cümlelerinden ibaretti. Bununla beraber, bir kornonun nadiren de olsa tek başına ya da diğer aletlerle beraber melodi çaldığı örneklerde vardır. Transpozeli bir enstrüman olup, yazılan sesin tam 5’li alttan duyulur. Hem sol anahtarında hem fa anahtarında çalabilir. Orkestralarda 2 tane (2’li orkestralarda) 3 tane (3’lü orkestralarda) ve 4 tane olarak da kullanılır; daha çok kornonun kullanıldığı eserler de bulunmaktadır. 2 den fazla enstrüman olduğunda 2 dizek kullanılır. Kornonun en yumuşak registerleri titreşimden dolayı çok yumuşak çıkmaz. Tiz registerlerde özellikle uzun seslerde zor çıkar. Dolayısıyla tizlerde uzun sesler tutmak çok tercih edilmez. Korno orkestralarda daha çok bir orkestral enstrüman olarak kullanılıyor. Çok uzun olmayan soloları bulunmakta. Orkestra içinde ezgileri çok hareketli değildir.

TROMPET Trompetin tarihçesi aslında oldukça eskiye, MÖ. 2000’lere dayanmaktadır. İlk metal trompet M.Ö. 2. bin yılda Mısır’da dinsel törenlerde ya da askeri amaçla kullanılan, ancak bir ya da iki nota çıkarabilen küçük bir çalgıydı. Tutankamon’un Mısır’daki mezarındaki bronz ve gümüş trompetler İskandinavya’dan bronz trompetler ve Çin’deki metal trompetler M.Ö. 1500’lere dayanır. Eski Çağlarda işaretleşmelerde kullanılan bu çalgı, müzik aleti olarak orkestraya orta çağda girmiştir. Eski medeniyetlerde de askeri alanda kullanılan trompetin ham maddesi bakırdır fakat her medeniyette farklı ham maddelerde trompet üretildiği görülmüştür. İlk trompetler, günümüzde üretilen ve gelişen trompetlere göre, daha küçük ve daha az ses aralığına sahip olarak üretilmiştir. Trompet eğitimi içinse yaş olarak, 10-12 oldukça uygundur ve trompet çalma süresi de kişiye göre değişir. Sağ ve sol el parmaklarının bol bol çalıştırılması gerekir.Trompette ses çıkartırken ise, hava üflerken, dudakların gevşek ya da sıkı tutulması sesi değiştirmektedir. Dudaklar gevşek olduğunda kalın sesler elde edilir, gerginken de yüksek sesler elde edilir.Trompetin ses şiddeti eğer fazla geliyorsa veya besteci trompetin ses rengini değiştirmek istiyorsa, kalak adı verilen kısmının içerisine surdin denilen ve sesi kısmaya veya rengini değştirmeye yarayan bir aparat yerleştirilir. Surdinin hammaddesi olarak karton, keçe, elyaf veya metaldir. Trompet, bakırdan yapılmış üflemeli çalgıdır.Bir ağızlık ve kendi üzerine kıvrılmış silindir biçimindeki borudan oluşur. Ağız kısmı kâse benzeri konik biçimdedir. Ses rengi parlak ve çınlayan niteliktedir. Komo gibi trompet de çalma ilkeleri bakımından aynıdır. Trompetin öteki üflemeli çalgılardan önemli bir farkı, üfleme sırasında iki ya da üç kez ses düzenlemesi yapılabilmesidir.yüzyıl başında İtalya’da Montaverdi ve öteki bestecilerin yapıtlarında kullanılan trompetlerin çoğunluğu Re perdeliydi. Bu tür trompetler günümüzde kullanılmaz. Günümüz trompetleri ise genellikle Si bemol olarak üretilir ve tüm orkestralarda kullanılır.Trompet yapısından dolayı solo çalgı olarak ve oda müziğinde az kullanılmıştır. Gerorge Frideric Handel’in trompetler ve komolar için bir konçertosu, Mozart’ın bir trompet konçertosu vardır. Oda müziği yapıtlarında yer verilmesi ise 19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyılda bestelenen eserlerde gerçekleşmiştir.

TROMBON Trompetin 15. yüzyılda geçirdiği bir değişim sonucunda Burgonya’da ortaya çıkan trombon yaklaşık 1700’e değin Eski Fransızcada “çek-it” anlamına gelen saqueboute adıyla anılmıştır.
Trombon bakır nefesli bir çalgıdır. Ağızlık, kulis ve kalak olmak üzere üç bölümden oluşur. Fincan biçimli bir ağızlığa dayanan dudakların titreşmesiyle ses çıkarır. Boru uzunluğunu değiştiren ve kulis olarak da bilinen bir sürgüsü vardır. Silindirik bir boru boşluğu vardır; bu boru uç tarafta genişleyerek bir kalak biçiminde açılır. Sürgüsü, iç içe geçmiş paralel boruların hareket ettirilmesiyle içeriye ya da dışarıya çekilir. Çekilince ses kalınlaşır, itilince ise inceleşir. Trombonun öbür yarısını oluşturan kalaklı bölüm çalgıcının omzunun üstünden geçer ve sürgünün ağırlığını dengeler. Kıvrımlı bölümünde genellikle bir akort sürgüsü bulunur. Gerektiğinde surdin kullanırlar. Özellikleri Bakırdan yapılır. Ağızlık ile çalınır. Enstrüman büyüdükçe ağızlık da kalınlaşır. Trombonun iki çeşidi vardır: Pistonlu (Ventilli) trombon ve Sürgülü (Kulisli) trombon. Günümüzde kullanım açısından kulisli trombon tercih edilir. Trombonun karakterini yansıtan kulisli trombondur. Pistonlu olan ise hızlı pasajlara daha yatkın olduğu için hızlı pasajlarda kullanılabiliyor. Trombon genellikler Fa anahtarı kullanmaktadır ancak tizlere çıktıkça dördüncü çizgi Do anahtarı da kullanılır. Bazen sol anahtarı da görülür.

TUBA Tuba bakır üflemeli çalgılar arasında sesi en kalın olanıdır. Orkestralarda genellikle bir tane tuba bulunur. Orkestralarda kullanılan tubalarda ülkeden ülkeye farklılıklar gözlenir. Örneğin Amerika’da Do sesli büyük enstrümanlar kullanılırken, İngiltere’de Mi Bemol Bas Tubanin bir ton altında ses veren Fa Tuba kullanılır. Almanya’da pistonların yerini döner sübaplar alır. Fransız Tubaları ise 6 pistonludur (yukarıakilerde 4 veya 5 piston bulunur). Orkestrada Tuba’nın en çok bilinen kullanımı Wagner’in Der Ring (Halka) adlı yapıtıdır. Bu eserde Wagner özel efektler elde edebilmek için Wagner, kendi adıyla anılan, ince borulu ve dört pistonlu Wagner Tubalarını yaptırmıştır. Yaylı çalgılara bas sesi sağlayan kontrbas gibi, tuba da bakır üflemeli çalgılara bas sesiyle eşlik eder. Tubanın uca doğru genişleyip açılan kıvrımlı gövdesi, çan biçiminde bir kalakla son bulur. Ağızlık bölümü huni biçimindedir. Gövde üzerinde trompette olduğu gibi değişik perdelerden ses veren ve kangal olarak adlandırılan ek borular ile bu boruları açıp kapamaya yarayan bir piston düzeneği vardır. Bugün tubanın çeşitli ülkelerde kullanılan oldukça değişik modelleri vardır. Askeri bandolarda kullanılan tubalar, orkestrada kullanılanlardan daha büyük ve biçim bakımından farklıdır. Orkestralarda kullanılan tuba, hem gövdesi ağır hem de biçimi elde tutularak çalınmaya uygun olmadığı için, çalgıcının kucağına yerleştirilir. Kalak yukarı doğru hafif eğimli bir biçimde, çalgıcının sağ ya da sol omzu üzerinde durur. Tubanın orkestrada kalıcı bir yer edinmesini sağlayan Alman besteci Richard Wagner’dir. Besteci Nibelungen Halkası adlı opera dizisinde belli ses efektleri sağlayan özel biçimli tubalar kullanmıştır. Bu tubalann tenor sesli olanları daha küçük borulu ve dört pistonludur. Bas tubalann biçimi kornoya benzer. Kontrbas tubanın koni biçiminde genişleyen büyük bir borusu ve trompette olduğu gibi fincan biçiminde bir ağızlığı vardır. Askeri bandolarda kullanılan tubalar orkestra tubalarından daha büyük boyutludur. Kangal yukarı doğru dik olarak, çalgıcının gövdesine yaslanmış biçimde durur. Askeri bandolarda kullanılan tuba çeşitleri arasında tenor sesli Si bemol , Mi bemol bas, en kalın (pes) sesi veren Si bemol kontrbas ve çember biçimli gövdesiyle helikon adı verilen Si bemol kontrbas tuba sayılabilir. Adını ABD’li bando şefi John Philip Sousa’dan alan Mi bemol bas tuba sousaphone’nun gövdesi çember biçimindedir. Geniş, konik borulu ve pistonlu, genellikle pirinç ve bakırdan yapılan bir çalgıdır. Orkestralardaki en kalın nefesli enstruman sesini vermek üzere Alman besteci Richard Wagner tarafından 1800’lü yıllardageliştirilmiştir. Orkestralarda ve bandolarda çokça kullanılır. Bası en kuvvetli olan alettir.

Üflemeli çalgılar, üflemeli çalgılar isimleri, bakır üflemeli çalgılar, tahta üflemeli çalgılar, 4 harfli üflemeli çalgılar, orkestra üflemeli çalgılar, uzun üflemeli çalgılar, Üflemeli çalgılar isimleri, nelerdir, türk halk müziği, hakkında bilgi, orkestrası, batı müziği, ney, üflemeli çalgıların diğer adı



Benzer Yazılar